top of page

Umudumun Gonca Güllerine



Aydınlık ve ferah yarınlara olan umudumuzun gonca gülleri, gözbebeklerimiz… Kelimenin sırtına yüklenebileceği tüm manasıyla umudumuzsunuz. Sevgiyi, dostluğu, hiçbir zaman hak yememeyi, her koşulda doğruyu söylemeyi sizler önemseyip uygulayacaksınız ve toplumun her kesimine yayacaksınız. Umudum, yalnızca sizdedir canlar…

Günümüzde yaşadıklarımıza anbean şahitsiniz. Her Allah’ın günü kötü olaylara maruz kaldığımızdan onlardan bahsetmeyeceğim, sizler zaten iyi gözlemcilersiniz, hepsini biliyorsunuz. Adaleti, iyiliği, doğruluğu korkusuzca yaymak zorundayız. Ahde vefa neymiş, dostluğa sadakat neden gösterilmeliymiş, okyanusta bir zerre olmayan insanoğlu neden kibirlenmemeliymiş, hepimize siz hatırlatacaksınız. İnsanlar, karnını doyurma çabası içindeyken, deveyi hamuduyla götürenlere hadlerini siz bildireceksiniz.

Hakkı hakkıyla bilip iyiliği, doğruluktan sapmayarak hak olanı emredeceksiniz. Batılı haktan ayıklayıp, insanlığı kötülüklerden siz sakındıracaksınız. Umudum yalnızca sizdedir gençler. İçindeki insan sevgisini, her davranışının temeline koyan yürekler, coşkuyla çarpacak sinenizde. Kalplere sevgi ve güveni siz yerleştireceksiniz. Ya göründüğünüz gibi olacak yahut olduğunuz gibi görüneceksiniz ama ikiyüzlü ve sinsi olmaktan, vahşi bir hayvandan kurtulmaya çalışır gibi kaçacaksınız.

Uzun lafa gerek yok canlarım... Nefret ettirmeye, bölmeye, ötekileştirmeye çalışanlara inat, yaratılan her canı sevecek ve saygı duyacaksınız. “Herkes senin hakkını yiyor, sen hakkın olanı alıyorsun” diyenlere inat, herkesin hakkına saygı duyacaksınız ve asla başkasının hakkını gasp etmeyeceksiniz.

Son olarak şunu söylüyorum ki, Asr suresine kulak vereceksiniz ve “Birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenlerden” olacaksınız. Çünkü her zamanda, ziyan içinde olmamanın tek yolu inanıp salih ameller işleyerek, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye etmektedir.


KİM OLUYORUZ Kİ?


Tüm yaşananların ardından, affedilme umudunu hâlâ sürdürebilmek nasıl bir şeydir? Şu anda karşımızda olmasını bile tercih etmeyeceğimiz kişilere yönelik, affedilme ihtiyacımızın devam ettiği hissine kendimizi mahkum hissetmemiz hiç de kolay değildir. Ya muhatabımız affetmeyi kabul etmezse? Allah’ın huzuruna kul(lar) hakkıyla çıkacak yüzümüz var mı? Ya, Allah’ın kurtuluşu olmayan gazabına uğramaya sebep olan kul hakkı olursa?

Kader, dışına çıkamayacağımız bir senaryo metni midir? İplerle yukarıdan salınan birer kukla mıyız? Hayır elbette, hepimiz, değişken oranlarda iradeye sahibiz. Hayat sahnesinin, doğru -yanlış ayrımını yapabilecek donanımda, seçme özgürlüğünü kolaylıkla kullanan, yorulmak ve uslanmak bilmez oyuncularıyız.


Şimdi gözlerimizi kapatalım. Kul hakkına girdiğimiz şahısların en önemlisiyle, Mahkeme -i Kübra’da karşı karşıyayız. “Kul hakkıyla huzuruma gelmeyin“ diyen Yüce Gücün şahitliğinde… “Sana hakkımı helal etmiyorum, bana yaşattıkların yüzünden yıkıma uğradım, madden ve manen çok zor günler geçirdim ve bunun sorumlusu sensin. Seni affetmiyorum” cevabıyla yüz yüzeyiz. O durumda, hangi affedilme umudu çare olabilir ki bize?

Hesapları Büyük Mahkeme‘ye bırakma cesaretini nereden buluyoruz? Belki de mağdurlar, kul hakkı için hesap sorma sırasına girecekler. Peki, hayat ekonomik, sosyal, ahlaki vb pek çok açıdan, karmaşık ilişkiler yumağıyken, tek bir kişiyle dahi kul hakkı için yüzleşme ihtimalini çok sonralara bırakmak büyük bir risk değil midir?

Sevgi, nefret, öfke, ağırbaşlılık konularında çokça farklılık gösteren insan karakterleriyle şekillenmekte olan kişiler arası ilişkiler ve sorunlar dallanıp budaklanmaya çok meyilli olduğu için, bunların halledilmesinin ahiret Yargıtay’ı niteliğindeki mahkemeye devrolunması çok doğaldır.


Bununla birlikte, çözüm konusunda Allah, taraf olmayacağına göre, haliyle, iş başa yani bizlere düşüyor. Ya, bu dünyada yüklendiğimiz kul hakları dolayısıyla ötelerdeki mahkemeye havale olunmak durumunda kalacağız, ya da burada adalete riayet edip, insan ilişkilerinde üzerimizde kara lekeler bırakmamaya çalışacağız.

“Affet, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir. (Araf suresi, 199. Ayet)” ilahi emrine hepimiz tabiyken, kendimizi afv(affetme) makamı olarak görmemiz bile ne kadar doğru? Dinlediğimiz hatta mırıldandığımız bazı şarkı sözleri vardır ki şirke ve haddini bilmezliğe göz kırpar. Bunlardan biri de “Tanrım kötü kullarını sen affetsen ben affetmem” der… Sahi, biz kim oluyoruz ki, işi, “affetmem” deyip ayak sürüyecek kadar ileri boyutlara taşıyabiliyoruz?


İrfan AYDIN

Comentários


Uruç Medya: Türk Milliyetçilerinin Yükselen Sesi

bottom of page